Sıfır Noktasındaki Kadın (Roman)
Mısırlı yazar Neval El Seddavi’nin 1972'de Sağlık Bakanlığı'ndaki görevinden atılmasından sonra Mısırlı kadınlarda nevrozla ilgili bir araştırma yaptığı sırada, 1973 yılında, Kahire, Kanatır cezaevinde tanıdığı Firdevs adındaki bir kadınla yaptığı söyleşiden yola çıkarak yazdığı, tam 10 yıl sonra yayınlanan bu kitabın ülkemizdeki ilk basımı Metis Yayınları tarafından Eylül 1987'de yapılmıştır.

Kitap bir cinayet nedeniyle idama mahkûm edilmiş olan Firdevs’in hayat hikâyesinden oluşmaktadır. Kitabın girişindeki önsöz bölümünde yazar tarafından kitabın oluşum süreci anlatılır ve görüşmelere dair bazı bilgiler dile getirilir.

Numaralanmış üç bölümden oluşan anlatının birinci bölümünde anlatının yazarının (Saddavi) söyleşi isteği ve buna Firdevs'in verdiği tepki ve sonunda görüşmenin nasıl kabul edildiği anlatılır.

İkinci bölümde ise Firdevs'in doğumundan başlayarak o güne kadar ki yaşam hikâyesi yine Firdevs'in ağzından anlatılır. Aslında doğu ve müslüman ülkelerde sıkça rastlanan bir hikâyedir Firdevs’in yaşam hikâyesi. Anne ve babasını anlatarak başlar Firdevs hikâyesine. İlk anılarından birisi sünnet edilmesidir. Yaşça biraz daha büyük bir oğlanın onu sıkıştırması ve bedenini ellemesinden söz eder. Sonra amcası o çocuğun yaptığına benzer şeyleri yapar. Sonra babasına hizmet eder, annesi ölünce babası bir başka kadınla evlenir. Babası ölünce evlenmiş olan amcasının yanına yerleşir ve amcası onu okula yollar. Okulda çok sevdiği bir kız arkadaşı vardır, onunla farklı bir ilişkisi olur. İlkokulu birincilikle bitirdiğinde okumak ister ancak bu mümkün değildir. Amcası ve eşi zaman zaman Firdevs'e şiddet uygularlar. Erkeklerle kadınlar arasındaki farkı, dinin erkeklerin kadınlar üzerinde kurduğu egemenlikteki rolünü öğrenir. İnsan olarak hiçbir değeri olmadığı gibi evlat olarak da bir değeri olmadığının farkına varır. Amcası ile yengesi Firdevs'i kendisinden 40-50 yaş büyük Şeyh Mahmut adında biri ile evlendirmeye karar verirler. Bunu duyan Firdevs kaçmaya kalkışır ama sokakta karşılaştıkları onun geri dönmesine yol açar ve yaşlı adamla evlenir. Yaşlı adamın şiddetine ve onu aç bırakmasına dayanamaz ve kaçar. Sokaklarda dolaşırken onunla ilgilenen Beyumi adında bir adam onu evine alır ve yardımcı olur. Kışı onun evinde ve yatağında geçirir. Sonra ona çalışmak istediğini söyler. Bu isteği üzerine o da Firdevs'e şiddet uygular ve kaçmasın diye eve kilitler. Ayrıca bazı erkekleri eve yollayarak, Firdevs'i pazarlar. Komşu bir kadının yardımıyla Beyumi'nin evinden de kaçar. Nehrin kenarında otururken genelev işleten Şerife adında bir kadın ona yardımcı olur ve evine alarak yanında çalıştırır. Çok iyi ve pahalı bir orospu olarak orada oldukça para sahibi olur. Şerife'nin de sevgilisi olan Fevzi adında biri onunla yatar ve Şerife'nin kendisini sömürdüğünü anlatır. Firdevs oradan da kaçar. Yine sokağa düşer. Bu kez bir polis memuru ona tecavüz eder.Bir başka zengin erkekle birlikte olur ve bu kez ondan oldukça çok para alır. Bu parayla bir lokantaya girer ve kendisine tavuk ısmarlar, yer. Bu kendi kazandığı parayla yediği ilk yemektir. Ardından kendi başına çalışmaya başlar, yüksek kişilerle birlikte olan ve pahalı bir fahişedir. Yine çok iyi para kazanır ama paranın insana saygınlık sağlamadığını fark eder. Bunun üzerine fahişelikten vazgeçer ve tanıdığı birisi aracılığıyla bir iş bulur. İşini dürüst bir şekilde yapmaktadır ve saygın bir kadın olmuştur. Orada çalışan sendikal faaliyetlerde bulunan İbrahim adında bir adamla yakınlaşırlar ve birlikte olurlar. İbrahim daha sonra Firdevsi bırakır ve şirketin müdürünün kızıyla nişanlanır. O anda başarılı bir fahişenin, zavallı bir azizeden daha iyi olduğunu fark eder, işini bırakır ve yeniden sokak kadını olur. Çok zengin insanlarla yatıp kalkmaya başlamıştır. Hattâ bazen onu yabancı ülkelerin üst düzey temsilcilerine polis eskortu eşliğinde götürürler. Bir anlamda 'Resmi Fahişe' olur. Bu dönemde Mazruk adında bir adam onu koruma bahanesiyle ona musallat olur. Sonunda onun tacizlerine direnemez ve kabul eder. Ne var ki özgürlüğünü yitirmiştir ve bundan rahatsızdır. Bir gün tartışma sırasında Mazruk'u bıçaklayarak öldürür. Evden kaçmış Nil'in kıyısında yürürken önünde duran lüks bir arabadan inen bir kişi kendisinin Arap prensi olduğunu söyler ve beraber olmak ister. Ondan çok yüksek bir para talep eder. Adam kabul eder, beraber olurlar. Ancak sonrasında Prens'in verdiği parayı onun gözünün önünde parçalar. Adamla tartışırlar ve ona Mazruk'u öldürdüğünü anlatır. Bunun üzerine Prens Firdevs'i polislere gösterir ve tutuklatır. Kısa süren bir yargılama sonucu Firdevs idama mahkum edilir.

Konuşmanın sonunda Firdevs artık ölüm korkusunu da aşmıştır. Tüm dünyaya, içinde yaşanılan sisteme ve erkeklere yönelik eleştirilerini dile getirir.

Romanın üçüncü bölümünde yeniden yazar sözü alır ve Firdevs'in idama götürülüşünü anlatır. Sonra onunla kendisini kıyaslar ve ona dair bir değerlendirmede bulunur, roman da böylelikle biter.

Roman herşeyin açık açık ve doğrudan dile getirildiği, adeta Firdevs'in içinde bulunduğu durumun acilliğine denk gelecek şekilde hızlı ve ritmik bir anlatımla, gerçekçi bir şekilde kaleme alınmıştır.

Kahire Saçlarımı Geri Ver (Roman)
Neval El Saddavi'nin otobiyografik nitelikteki bu kitabı ilk kez 1957'de Mısır'daki Ruz el-Yusuf dergisinde "Bir Kadın Doktorun Anıları başlığıyla tefrika edilmiş, çok yankı yapmış, daha sonra yazar metni yeniden geliştirmek istese de bunu yapamamış 1987 yılında eklediği bir önsözle Mısır'da 1988 yılında aynı adla kitap olarak bastırmıştır. 2000 yılında İngilizceye çevrilen ve aynı adla Saqi Books tarafından basılan kitap 2001 yılında Osman Akınhay tarafından İngilizce'den Türkçe'ye çevrilmiş ve Everest yayınları tarafından "Kahire Saçlarımı Geri Ver" başlığıyla yayınlanmıştır.

Romanın altı bölümü vardır ve 'ben' anlatıcı ağzından yazılmıştır. İlk bölümde anlatıcının çocukluğu anlatılır. Kendisi ile ağabeyi, annesi ile babası arasındaki, kız ve erkek çocuklar, kadın ve erkek arasındaki farklar irdelenerek bir "kadın" olmanın anlamı bu bölümde ortaya konulmakta ve sorgulanmaktadır. Bu bağlamda "kendi kadınlığına ağlayan", "Allahın kuşları kızlara tercih ettiğini" fark eden, "kadın olmayı" korkunç bir hastalık olarak niteleyen, kadınların kanlı hikâyelerini dinleyen, göğsünde büyüyen tomurcuklar nedeniyle ölmeyi isteyen bir genç kız olarak "kadın olmaya karşı büyük bir tepki hatta nefret duyar. Sonra bir gün dışarı çıkıp bir berbere gider ve saçlarını kestirir. Annesinin tokatları onu özgürleştirir ve zafer kazandığı duygusunu yaşamasına yol açar. Bu sırada çocukken oyunlar oynadığı kuzeniyle dışarı çıkar ve onun kendisini öpmek istemesine izin vermez. Ancak evde rüyasında kendisini onunla beraber olurken görür.

İkinci bölüm tıp fakültesine gitme isteği, bunu gerçekleştirmesi, anatomi disseksiyon odasında kadın ve erkek bedeniyle tanışması, kendi gözündeki erkeklerin korkutucu yanlarının silinmesinden söz ettiği bölümle başlar. Tıp eğitimi sırasındaki kişisel çatışmalarından da bu bölümde söz eder. Eğitim sırasında insanı anladıkça farklar giderek silinir ve "insan" olma temelinde eşitlenir. Doğum yaptırdığı bir kadının çocuğu sağ salim doğarken annenin ölmesi onun erkini, gücünü ve çaresizliğini anlamasına yol açar. Bilimin mutlaklığına dair inancı da bu sırada değişir.

Üçüncü bölümde her şeyini toplayıp uzaklarda bir köye gitmesi ve oradaki insanlara hizmet vermesinden söz edilir. Doğayla iç içedir ve doğanın bir "tanrı" olduğu düşüncesindedir. Bu dönemde kadın olarak kendinin ve bedeninin farkına varır ve daha önceki nefreti ortadan kaybolur. Bir anlamda yeniden doğar. Bu sırada da artık hizmet ettiği kişilere birer hasta değil de birer "insan" olarak görmeye bakmaya başlar. Sonra ölümcül bir hastanın karşısındaki çaresizliği sırasında "insanlığa" ve kendi gücüne dair inancını yitirir, zayıflığının farkına varır. Bu fark ediş onun o köyden ayrılmasına ve kente geri dönmesine yol açar. Bu dönüş aynı zamanda yalnızlığını ortadan kaldıracak bir insana ihtiyacını fark ettirir. Bu arada da canlı bir erkek bedeninin esrarı ve merakı yeniden zihnini doldurmaya başlamıştır.

Bir erkeği tanıması ve onunla girdiği ilişkinin antalatıldığı romanın dördüncü bölümünde merak ettiği konular teker teker görünür bilinir olur. Annesinin hastalığı için yanına gittiği bir mühendis ona yönelik ilgisini sürdürür ve 'hayat ortağı olacak bir kadın aradığını ve onun da kendisi olması' istediğini söyler. Anlatıcın o andaki ruh hâline ve duygularına uygun olan bu teklifi kabul eder ve bir şeyhin huzurunda ve usulüne uygun bir şekilde evlenirler. Evlilik akdinin ayrıntılarını okumak istediğinde, mühendis kocası, bunların sadece bir formalite olduğunu söyler. Ancak evlendikten sonra herşey değişir ve koca olarak evin reisi olduğunu, yeterince para kazanabildiğini, artık çalışmasını istemediğini söyleyince ondan ayrılmaya karar verir ve bölümün sonunda boşanırlar.

Romanın beşinci bölümünde "özgürlüğü" ama onunla birlikte "yalnızlığı" yaşamaya başlar. Mükemmel bir erkek ve aşk istemekte, ama onu nerede bulacağını bilmemektedir. Bu sırada bir cerrahla tanışır, çok da yakınlaşırlar ancak onun tutum ve davranışlarından, düşünce ve alışkanlıklarından yola çıkarak zayıflıklarını gördükçe onu da bırakır ve uzaklaşır. İçinde olduğu toplumun tüm değer yargılarına ve ona karşı tutumlarına tek başına direnmeye başlar. Bu sırada muayenehanesine gelen insanların yaşadıkları trajedilerin daha çok farkına varır. Bu sırada üne ve paraya kavuşur. Erkekler çevresinde dönmeye başlarlar. O ise direnebildiği son noktaya kadar yalnızlığı ve sessizliği yeğlemektedir. Ancak zaman zaman bunun ne kadar sürebileceğini de kendi kendine sormaktan gri durmamaktadır.

Altıncı ve son bölümde ise bir partide karşılaştığı, başkalarından farlı ve ayrıksı olan bir adam dikkâtini çeker. Onunla aynı masaya oturur ve konuşurlar. Adam bir müzisyendir, oturdukları sırada müzik üzerine konuşurlar. Eve gelince adamın verdiği karttaki numarayı arar ve onu görmek istediğini söyler. Bir süre sonra adam gelir. Evinin bir "sanatçı evi" olduğunu söyler. Çay içerken her şeyden konuşurlar. Adamın doğrudan kalbine ve aklına seslendiğini fark eder. Bu güzel akşam kadın doktora yapılan bir hasta çağrısı ile bölünür. Adam onunla birlikte gitmeyi önerir. Giderler, hastaya müdahale eder ve onun düzelmesini sağlar. Bunun üzerine yoksul bir insan olmasına karşın hasta yastığın altından bir tomar para çıkarır ve doktora verir. Doktor bunun üzerine kötü olur. Onun kötü durumda olduğunu gören müzisyen ne olduğunu sorunca ona sağlığını yaşamını sattığını ve bundan etkilendiğini söyler. Bunun üzerine orada bir karar alır ve bunlarla savaşmaya karar verir. Bunu yaparken de birisine ihtiyacı olacaktır, o da müzisyendir. Başını onun göğsüne gömer ve ağlar.

Biyografisi:
Mısırlı bir doktor, yazar, feminist ve aktivist olan Neval el-Saddavi, Nil yakınlarında küçük bir kasabada doğmuştur. Kahire'de önce tıp, sonra da psikitari uzmanlık eğitimi aldıktan sonra çeşitli şehirlerde ve kırsal bölgelerde hekimlik yapmıştır. Bir dönem Mısır Sağlık Bakanlığı'nda, halkın sağlık eğitimine yönelik bir yayının sorumluluğunu da üstlenen Saddavi, yazdığı yazıların tepki çekmesi üzerine bu görevden uzaklaştırılmıştır. Daha sonra kişisel çalışmalar yapan Dr. Saddavi hekimliğinin yanında yazar olarak da mücadelesini sürdürmüştür. 1972'de yayınlanan "Woman and Sex" adlı kitabı yüzünden büyük tepki çekmiş ve siyasal yazıları yüzünden cezavine atılmış, ölümle tehdit edilmiştir. Hapisten çıktıktan sonra da hem kadın hakları, hem de insan hakları, özellikle de ölüm cezasına karşı mücadele etmeyi sürdürmüştür. Halen etkili bir aktivist olan Saddavi yazı yazmyı sürdürmektedir.

Yapıtları: (Yazılma sırasıyla)
Bir kadın Doktorun Anıları(1957), Woman And Sex(1972), Sıfır Noktasındaki Kadın(1975), Havva'nın Örtülü Yüzü(1980), Tanrı Nil Kıyısında Öldü(1985), Kadının Cennette Yeri Yok(1989), Search(1991), Memoirs From The Women's Prison(1994), The Women In One(1994), Petrol Diyarında Aşk(2000), Şeytanın Masumiyeti(2001),

Yazılar:
Üyelerimizin yazıları:

* "Neval El Saddavi ve Feminizmin Proto Söylemi"
Feride Cihan Göktan, Kitapeki, 06.06.2017,

Kitaba dair bazı yazılar:

* "Nevâl es-Sa’dâvî’nin Müzekkirât Tabîbe adlı romanında yapı ve izlek"
Yrd. Doç. Dr. Yusuf Köşeli, Kafkas Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Doğu Dilleri ve Edebiyatı Bölümü, The Journal of Academic Social Science Studies Yayın tarihi: 04.09.2015,

* "Arap dünyasındaki kadın kimliğini sorguluyor"
Esra Genç, Radikal Blog (2006)

* "Sıfır Noktasındaki Kadın"
Metin Yılmaz, Kitap ve Yorum,

* "Sıfır Noktasındaki Kadın: Mısırlı Fahişe Firdevs"
Baran Sarkisyan, Korkoro Net,

* "Bizi Köleleştiren İsteklerimiz, Umutlarımız, Korkularımızdır"
Sevil Ateş, Sanat Karavanı, (08 Mart 2017)