Mehmed Uzun - Aşk Gibi Aydınlık, Ölüm Gibi Karanlık

1998 yılında "Ronî Mîna Evîne – Tarî Mîna Mirinê" adıyla Kürtçe olarak, 2006 yılında ise Muhsin Kızılkaya'nın çevirisiyle Türkçe olarak yayımlanan roman, Mehmed Uzun romancılığı içinde farklı bir yere yerleştirilmelidir. Zira bu roman, mitoloji ya da güncel gerçeğe göndermeler üzerine kurulsa bile tamamen kurgusaldır. Diğer romanların aksine gerçeklik kaygısıyla ya da deforme edilerek anlatılan bir “gerçek hikâye” yoktur. Metin bütünüyle metaleptik bir metindir, bir roman olduğu ifade edilen romanın sonu romanın başında, yani “plot”ta söyleniyor. Romanın başarısı, bu güçlü imâya rağmen sürükleyici olmasıdır. En güçlü gönderme olan Gılgamış Destanı’nın tersine umutsuzlukla, karanlıkla biter. Gılgamış ışığı bulur, ama Baz ışığı bulduğu yerde kaybeder. Gördüğü son ışık ise, parlayan nehirdir, ona doğru giderken son nefesini verir. Romanın 7 ve 16. bölümlerinde ise, ben-anlatıcı ile karşılaşılır. Aslında ben-anlatıcı ile Tanrısal-anlatıcı aynı kişidir; Batılı bir yazar. Ancak ben-anlatıcı, 7 ve 16. bölümlerde Tanrısal-anlatıcı özellikleriyle görünmez. Onun bazı özelliklerini, iç dünyasını öğreniriz, ancak karşılaştığı kişiler hakkında ben-anlatıcının anlatabileceği kadarını bilir; diğer 15 bölümde ise, Tanrısal-anlatıcı olarak konumlanır. 7. bölümde, romanın kadın kahramanı olan Kevok’la tanışmasını anlatır. Batılı bir yazar olarak karşımıza çıkan ben-anlatıcı, bir taraftan da Batılı yazarın romandakine benzer ülkeleri anlama tarzını da eleştiren bir simge gibidir. Zira o, 7. bölümde Kevok’la tanıştığı zaman, Kevok, onun gibi Batılı yazarların “oryantalist” yaklaşımlarını mahkûm eder. Buna göre niyetleri ne olursa olsun, nüfuz edemeyecekleri bir gerçeklik söz konusudur. Zaten “dayanışma” amaçlı bir gezideki bu tanışıklık Batılı yazar, yani ben-anlatıcı tarafından unutulacaktır, 15. bölüme kadar. Ben-anlatıcı bu tutumuyla bile Kevok’un belirlemelerini haklı çıkartır. Kevok öyle bir ülkede yaşamaktadır ki, o ülkeden kaçmak için karşılıklı bir sohbette bulunduğu Batılı bir yazardan bile medet umar. Gönderdiği “şifreli” mektup, Batılı yazarın merak güdüsünü tetikler ve yazar kendini bir kütüphanede üç ayrı Gılgamış versiyonunu incelerken bulur. Polisiye romanın parodisi olarak okunabilecek olan 16. bölüm, ben-anlatıcının kendi yaklaşımını eleştirdiği bir bölüm değildir. Bunun yerine Kevok’un eleştirdiği yaklaşımı gösterir ve Batılı zihnin rasyonel özelliğine tutunur; zira bir roman vardır ve tamamlanmalıdır!

Kaynak: Selim Temo

* "Aşk Gibi Aydınlık, Ölüm Gibi Karanlık"
       İthaki Yayınevi'nin sitesinde yer alan kitabın ilk 20 sayfasının pdf örneğinin bağlantısı

Mehmed Uzun Biyografisi:
Mehmed Uzun 1953'te Şanlıurfa'nın Sİverek ilçesinde doğdu. 1977 yılından sonra İsveç’te yaşadı. Kürtçe, Türkçe ve İsveççe yazdığı kitapları yirmiye yakın dilde yayınlandı. 1985 yılından bu yana romanlarını kaleme alan Uzun hakkında, Türkiye’de çok sayıda dava açıldı. 1981'de Türk vatandaşlığından atıldı ve 1992 yılına kadar Türkiye’ye gelemedi. Uzun yıllar İsveç Yazarlar Birliği yönetim kurulu üyeliği yaptı. Ayrıca İsveç Pen Kulübü ve Uluslararası Pen Kulüp’te aktif çalıştı. İsveç ve Dünya Gazeteciler Birliği’nin de üyesi olan Uzun’un bugüne kadar çok sayıda Kürtçe roman yazdı.
Mehmed Uzun, “Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık” romanı ve “Nar Çiçekleri” adlı deneme kitabı ile ilgili olarak 2001 baharında yargılandı.
Yakalandığı mide kanseri nedeniyle tedavi gören ünlü edebiyatçı, 11 Ekim 2007 günü Diyarbakır’da yaşamını yitirdi. 13 Ekim günü Diyarbakır Ulucami’de kılınan cenaze namazı ardından, cami önündeki kalabalığa sırasıyla Yaşar Kemal, Şerafettin Elçi, Ahmet Türk ve Osman Baydemir’in yaptığı konuşmaların ardından Mardinkapı Mezarlığı’na defnedildi.

Yapıtları:
Romanları: Tu (Sen, 1985); Mirina Kalekî Rind (Yaşlı Rind’in Ölümü, 1987); Siya Evînê (Yitik Bir Aşkın Gölgesinde, 1989); Rojek ji Rojên Evdalê Zeynikê (Evdalê Zeynikê’nin Günlerinden Bir Gün, 1991); Bîra Qederê (Kader Kuyusu, 1995); Ronî Mîna Evîne – Tarî Mîna Mirinê (Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık, 1998); Hawara Dîcleyê I (Dicle’nin Sesi I : Dicle’nin Yakarışı, 2002); Hawara Dîcleyê II (Diclenin Sesi II : Dicle’nin Sürgünleri, 2003); Ruhun Gökkuşağı (2005);

Denemeleri ve diğer yazıları: Destpêka Edebiyata Kurdî (Kürt Edebiyatına Giriş, İnceleme, 1992); Hêz û Bedewiya Pênûsê (Kalemin Gücü ve Görkemi, Denemeler, 1993); Mirina Egîdekî (Bir Yiğidin Destanı, Destan-Ağıt, 1993); Världen i Sverige (Tüm Dünya İsveç’te, Edebiyat Antolojisi, M. Grive ile Birlikte, 1995); Antolojiya Edebiyata Kurdî (Kürt Edebiyat Antolojisi, Antoloji, iki cilt, 1995); Nar Çiçekleri, (Deneme, 1996); Ziman û Roman (Dil ve Roman, Söyleşiler, 1997); Bir Dil Yaratmak (Söyleşiler, 1997); Dengbêjlerim (Deneme, 1998); Zincirlenmiş Zamanlar Zincirlenmiş Sözcükler, (Deneme, 2002); Ölüm Meleğiyle Randevu (Deneme, Derleyen: Muhsin Kızılkaya, 2008);

Ödülleri
Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülü (Türkiye Yayıncılar Birliği, 1985)
Berlin Kürt Enstitüsü Edebiyat Ödülünü (roman sanatına ilişkin belirleyici katkılarından dolayı)
Torgny Segerstedt Özgürlük Kalemi Ödülü (edebiyat ve sözün özgürlüğüne ilişkin duruşundan dolayı)
Stina-Erik Lundeberg Ödülü (İsveç kültür yaşamına sunduğu katkılarından dolayı, İsveç Akademisi, 2002

Yazarın "Ölüm Meleğiyle Randevu" adlı kitabında yer alan bu romanına dair yazısı:

Savaş ve Edebiyata İlişkin Küçük Notlar...

1
Sağolsun Evrim Alataş, yazdıgı yazıyı gönderdi de savaş ve edebiyat konusunda Türkiye'de yazılan kimi şeyleri ögrendim . Günlük tartışmalara, polemiklere katılmadığım için günlük yazılar da ilgimi çekmiyor ve neredeyse hiç izlemiyorum. Benim yazarlığım ve eserlerimle ilgili yazılanlara cevap verme gibi bir alışkanlıgım da yok Yazarlıgım, mutlak bir gerçeğin peşinde değil. Eserlerimin bir tek kati gerçegi yok. Ve cevaplardan ziyade sorulann peşindeyim. Cevapları okuyucuya bırakıyorum. Bu nedenle herkes istediği gibi eserlerimi değerlendirebilir, ben buna karışmam. Ancak kitabını da zevkle ve merakla okudugum, yeni kuşak Kürt aydınlarının en gözdelerinden olan Evrim Alacaş, yazısını da göndererek nazikçe bir yazı rica etti ve neredeyse ebedi olan bu konuda yazı yazmak kolay değil. İlerde derli toplu bir deneme yazmak umuduyla şimdi kimi küçük notları aktarmak istiyorum .

2
Her şeyden önce bir yanlış anlaşılma söz konusu. Sanki ben bu konulan hiç yazmamışım gibi bir tablo orta yerde. Bu yanlış. Ben savaşı hep yazdım. Hem dünkü savaşları hem de bugünküleri. Yitik Bir Aşkın Gölgesinde, Kader Kuyusu ve Dicle'nin Sesi romanlarımda geçmiş savaşlar var. Ama bunları bugüne de taşımak, tamamlamak gerektiği için başka romanlar da yazdım. Aşk Gibi Aydınlık- Ölüm Gibi Karanlık tam da böyle bir roman. Her şeyiyle bir savaş romanı bu. Bu roman başıma bir yığın bela da açtı ama yazdığım için de mutluyum. Çünkü bence edebiyatın ve yazarın bir insani misyonu, yaşadığı zamana karşı bir sorumluluğu var. Edebiyat asla bir oyun. boş bir kurmaca degil, yazar da bir yazı teknokratı değil. Evet, bu romanı yazdım ve Türkiye'de yargılandım. Roman ilkin Diyarbakır'da toplatıldı ardından da lstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, "terör örgütüne yardım ve yataklıktan" TCK'nın 169. maddesinden yargılandı (4 Nisan 2001 ) . Ben de mahkemeye giderek romanımı, yazarlığımı ve Kürtçeyi savundum. (Özellikle bu tür mahkemelerde bunu yapmak önemli. bu nedenle de zorunlu olmadığı halde mahkemeye gittim ve savunma yaptım. Savunmam Zincirlenmiş Zamanlar-Zincirlenmiş Sözcükler isimli deneme kitabımda mevcut.) Roman, ben ve yayıncım beraat ettik ve serbest hale gel en roman bugün devamlı yeni baskılar yaparak geniş kitleler tarafından okunuyor.

3
Sadece DGM değil , herkes bu alegorik romanı tam bir son dönem savaş romanı olarak okudu ve degerlendirdi. Romanla ilgili birçok yazı. önemli degerlendirme çıktı. Şimdi roman birçok Avrupa diline çevriliyor. Bu münasebetle tam da bugünlerde çevirmenler ve yaymevleri için romanla ilgili Türkiye ve İsveç'te (Türkçe-İsveççe) yazılanları gözden geçirirken Türkiye'nin en önemli edebiyat eleştirmenlerinden olan Nilüfer Kuyaş'ın E Dergisi için ( Şubat, 2000) yazdığı yazı gözüme ilişti. 'Dagın Öteki Yüzü' isimli yazının kımi paragraflarını buraya aktarıyorum;
"Hayır, nefret etmiyorum, ama nefreti de yazacagım. 'Mehmed Uzun'un romanındaki kadın kahramanın sözleri, romanın tavrını da özetliyor.
"Mehmed Uzun yıllar önce şiddet üzerine bir roman yazacağından söz etmişti. Bir sohbetimizde söylediklerini hatırlıyorum, 'şiddetin açmazlarını, şiddetin ruhlan nasıl körelttigini, şiddetin insanlan nasıl yürekten esir aldığını ve ne müthiş çaresizlik yarattığını' yazmaya çalışacağını söylemişti. Aşk Gibi Aydınlık-Ölüm Gibi Karanlık romanıyla bunu başarmış.
"Aşk Gibi Aydınlık-Ölüm Gibi Karanlık, hanlı bir çatışmanın karşı taraflarında yer alan iki insanın, dağdaki genç hızla ordudaki subayın kaderlerinin nasıl akıl almaz raslantılarla çakıştığını anlatıyor. Romandaki 'büyük ülke' hiç de yabancısı olmadığımız bir ülke. Daha ônce Türkçeye çevrilen romanlarına kıyasla, bu kez ateşe çok yakınlaşmış Mehmed Uzun. Politik bir roman yazmış ama ideolojiyle değil, vicdanla yazmış. Taraf tutup nefret etmiyor. Ama karşılıklı nefreti ve şiddeti yazmaya da vicdanen sorumlu hissediyor kendisini. Zor bir işin altına girmiş.
"Mehmed Uzun bu romanda sanatsal kaygıyla politik angajman arasındaki çetin dengeyi bulmaya çalışmış. Romanına milliyetçi duygulan aşan trajik, hümanist ve bireysel bir boyut kalmak, karakterlerini gerçekten yaşatmak için çaba sarfetmiş. Ve büyük ölçüde ulaşmış bu hedefe. Kitapta savaşın, şiddetin ve kaderin acısını duyumsatmak açısından bana Duras'ın 'Hiroşima Sevgilim' romanını hatırlatacak kadar sarsıcı pasajlar var. Yargılamıyor, yaşatmaya çalışıyor.
"Malzemenin zorluğu düşünülürse önemli bir başan. Türk edebiyatında bu malzemeyi işlemeye henüz kimse cesaret edemedi... Kürt edebiyatında ise, bildiğim kadarıyla, zaten modern edebiyat daha emekleme aşamasında. Mehmed Uzun anadili Kürtçede adeta tek başına bir modern roman gelenegi yaratma serüvenini sürdürüyor."

4
N. Kuyaş'ın ve herkesin gördüğünü savaş ve edebiyattan çok söz eden kimi arkadaşların görmemesi ilginç. Ama bana sanki tüm bunlar bilinmesine rağmen başka bir şey isteniyormuş gibi geliyor; bir propaganda edebiyatı , bir methiye, bir orgüt belgesi Sanki Kürtçe yazmak başlı başına bir sıyasi tutum değilmiş gibi, yargılanmak ve savunma yapmak siyasetin dışındaymış gibi bir anlayış, bir başka arzu. Benim bunu yapmam mümkün değil . Ben savaşı yazdım ve her şeye, tüm engel, yasak ve tehdide rağmen yine yazacağım . Bu, benim misyonum. Bu konuda başka projelerim de var ama hiçbir zaman bir propaganda edebiyatı, bir methiye edebiyatı yapmayacağım. Bu tür edebiyat yapılmasın demiyorum, tersine özellikle Kürtlerin bu tür edebiyata da çok ihtiyacı var. Ama bunu benim yapmam mümkün değil. Bunu en iyi , bizzat o yaşamın ve ilişkilerin içinde olanlar yapabilir. 'En iyi onlar yapar' derken bunu kastediyorum.

5
'En iyi onların yaptığı' ve benim çok desteklediğim bir alan daha var; anılar, yaşanılan deneyimler, duygular... Bunların da yaşayanlar tarafın mutlaka yazılması gerektiğine inanıyorum. Sadece resmi Türkiye değil, daha başka birçok çevre de bunların önemsiz, değersiz olduğunu söyleyerek karşı çıkıyor. Ama ben bunların çok değerli, önemli olduğuna inanıyorum ve yazılmasını, yayınlanmasını arzuluyorum; unutkanlığa karşı hafızayı diri tutmak ve yaşanılan her şeyi belgelemek, bu konuda bir birikim, bir zenginlik yaratabilmek için.

6
Ama bunların yüksek edebi yapıtlar olduğunu söylemek güç. Propaganda, methiye, örgüt edebiyatı ayrı, estetize edilmiş, iyi bir edebi dil ve üslupla anlatılan evrensel edebiyat ayrıdır. Ve ne yazık ki bunlan birleştirip bütünleştirmek de hiçbir zaman mümkün değil. Tarih boyunca bu konuda sonsuz bir çabanın olduguna herkes tanık. Sözgelimi Stalin rejimi ya da Çin'deki kültür devrimi ya da Türkiye'deki resmi ideoloji (örnekler alabildiğine uzatılabilir) kendisine uygun böyle bir edebiyat yaratmak için çok çaba sarfetti ancak başarılı olamadı. Bu tür edebiyatta öncelik, gereklilik ve zorunluluk ideoloji, rejim, örgüt, lider, siyasi harekettir. Evrensel yüksek edebiyatta ise birey, bireyın hakkı, hukuku, eşitliği, özgürlüğüdür. Böyle bir çelişki söz konusu işte.
Bütün bu güçlü ideoloji ve sistemlerin başaramadığını Kürtlerin başaracagını sanmak için sebep yok. Bu nedenle farklılıkları bilmek ve buna uygun davranmak en dogrusu; herkes en iyi yaptığı şeyi yapmalı.

Sayfa: 52-57

Yazar ve kitapla ilgili yazılar:

* "Mehmed Uzun Romanlarında Anlatıcılar"        Selim Temo, utopiya.org, 2 Ekim 2007

* "Mehmed Uzun okudunuz mu hiç?"        Pınar Doğu, t24, 12 Ekim 2012

* "Ben Yasaklı Bir Dilin Yazarıyım"        Hasan Cemal, Derin Haber, 11.10.2012

* "Mehmed Uzun: Küllerinden doğan dil ve edebiyat"        Şeyhmus Diken, Oggito.com, 2007

* "Ferzende Kaya'dan Mehmed Uzun'un 'Uzun Romanı'" Emine Özcan, Bianet, 16 Kasım 2007

*"Dağlar Ülkesinde Aşk ve Ölüm"        Cansu Yılmazçelik,
       K dergisi, Sayı: 74, sayfa: 26-29; 14.12.2007
(Okumak için fotoğrafların üzerine tıklayınız>

Yazar ve yapıtla ilgili bazı yayın ve dokümanlar facebook grubumuzun dosyalar bölümünde de yer almaktadır.